Mana Terapi & Danışmanlık

Aile İçinde Birey Olmak

Değişen toplumda en çok etkilenen yapı aile. Batı kültüründe bunun pek önemi yok. Yalınkat bir başarı ve mutluluk rüyası var. Bireyle başlayıp bireyle biten bir dünya. Artık Batı bütün dünyadır. Geçen yüzyılın Batılılaşma tartışması yerini çoktan küreselleşmeye bıraktı. Küresel algıda, aile yerini kaybetmek üzere. Değişim paranoyası ile hızlanan değişimde, aile bağlayıcı rolünü kaybetti.

Yakın zamanlara kadar; henüz iki kuşak öncesinde aile büyük bir değişim geçirdi. Birkaç ailenin birlikte yaşadığı aile modeli terkedildi. Çekirdek aileye geçildi. Değişim bireyin iç dünyasını ve yaşam biçimini etkiledi. Prof. Dr. Yörükoğlu'nun bu konuda bir kritiği var: "Büyük ailede yaşamanın verdiği bir güven, yardımlaşma ve üyeler arasında sıkı bir kader birliği vardı. Geniş aileden çekirdek aileye geçiş, yeni ve daha özgür bir aile biçimini ortaya çıkardı. Ancak bu başına buyrukluk, başka sorunları da birlikte getirdi. Kişinin sorumluluğunu arttırdı. Güçlüklerle tek başına savaşım zorunluluğu doğurdu."

Kişiler arası sorumlulukları anlamsız kılan değişimin adı modernite. Kan bağıyla hissedilen sorumluluk duygusu, modern dünyanın terkettiği bir değer. Akrabalık hukuku artık anlamını ve geçerliliğini yitiriyor. Bireyin sığınacağı ve kendini ifade edebileceği yeni algılar var. Bu küresel algılar kişiye ego alanı açıyor. İnsanların alkışlarıyla güçlenen, beğeniye odaklı bir ego yapısı. Değişim habis bir ur gibi aile organizmasına sinmiş durumda. Bireyin arkasındaki fondan aileyi uzaklaştıran bir illet.

İbn Haldun çarpıcı bir ifade ile modern anlayışın aksine bir şey söylüyor. 'Asabiye' adını verdiği aile benliği ile elde edilen kazanımların, başka bir kaynaktan alma imkanının olmadığını vurguluyor. "Kan bağına dayanan ve 'biz' bilincini ifade eden "nesep asabiyesi" sayesinde insanlar güçlenerek devlet kurup, ziraat ve hayvancılığa dayalı hayat tarzını ifade eden "bedeviyet" ten, ticaret ve zenaatların ön planda olduğu "hadariyet"e yükselirler." Bu ifadeyle aile vurgusundan daha ötesine işaret ediyor. Medeniyet, yerleşiklik ve şehir anlamı olan 'hadariyet' kavramını kullanıyor. Yani kan bağına dayalı, biz bilincini dile getiriyor.

Aile odaklı, sancılı bir değişim geçiriyoruz. Her insanı atomize bir nesneye dönüştüren yeni benlik algısı yaygınlaşıyor. Aileye ihtiyacı azaltan yeni gelişmeler baş döndürüyor. En başta bireyin mobil gücünü artıran teknoloji, bunu üç imkanla sağlıyor. İletişimi, eğlenceyi ve saygınlığı biraraya getiren teknoloji artık bireyin yedeği gibi. Asıl benliğine iliştirilmiş bir yedek benlik. Zihinsel ve duygusal haz çoktan duyusal hazzın önüne geçti. Artık zihinsel obezleşmenin tehdidi altındayız. Yeni zamanlarda insan kendi kendinin kurdu olmaya başladı. Bir bakıma nefs fıtraten bir kurttan ibarettir. Benliği kemiren bir tırtıl olmaktan kelebek gibi uçurmaya çalışacaktı insan. Modern konfor kozasında yakaladı onu. Kelebeğin ovalarda, nehirlerde çiçek üzre uçuşunu koza içine taşıdı. Sanal bir benlik bu. Zeka hilafına her şeyini kaybetmek üzere. Aklın, düşüncelerin, duyguların ve hayallerin, mekanik bir zeka karşısında ne denli itibarsızlaştığına şahit oluyoruz.

İnsan giderek sanal kozasına çekilerek yeni bir dünya kuruyor. Otistik bir algıya hapsetti kendini. Ailenin varlığının birey üzerindeki inşa edici ve onarıcı etkisi yok. Aile atomize bireylerden mütevellit.

Ne yapmalı? Geniş aileye dönmeli. Kaldı ki çekirdek aileyi bile korunamadı. Orta kuşak anne babaların emek harcayarak yorulmaları gerekiyor. Önceki tecrübeli kuşakla bağlar güçlenmeli. Çocuklarıyla yaşlı kuşak arasında bihakkın köprü olmalılar.

Manevi bir benlik inşasını önce kendi vicdanlarında kurmalılar. Hiçbir aidiyet duygusuna itibar etmeyen küresel genç kuşak arasına çocuklarını kaptırmamak için onlarla gönül köprüsü kurmalılar. Çocukları için başarı ve mutluluk sağlayıcı rollerine rağmen yapmalılar bunu.

Aileye yeniden dönme şansımız hala var.


M. Bayram Ayaz

Paylaş